Seçim sürecinde basın özgürlüğüne baskı endişesi artıyor

Burcu Karakaş

Gazeteciler, Türkiye’deki seçimler öncesinde basına yönelik müdahale çabalarının artabileceği konusunda endişeli. Meslek örgütleri, süreci yakından takip edeceklerini belirtiyor.

Türkiye’nin en kritik seçimlerinden biri olarak değerlendirilen 14 Mayıs’taki seçimler öncesinde gazeteciler basın özgürlüğünün daha da kısıtlanabileceği konusunda tedirginlik yaşıyor.

Türkiye’de sıklıkla engellemelere maruz kalan basın kuruluşlarından biri muhalif çizgide yayın yapan Halk TV.

DW Türkçe’ye konuşan Halk TV Haber Yayın Yönetmeni Bengü Babaeker Şap,

Bengü Babaeker Şap, bir yandan da Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) Halk TV’ye her ay ceza verdiğini söylüyor:

“Bir yanda sosyal medyada düşmanlaştırma operasyonu var, bir yanda da RTÜK’ten her ay ama her ay ceza geliyor. Yayınlarımıza çok dikkat ediyoruz ama bir noktada dikkat etmemizin anlamı kalmıyor çünkü ceza kesmek isteyen her yayından bir ceza konusu üretebilir. Yasalar buna şu an çok uygun.”

RTÜK son olarak 22 Mart Çarşamba günü Halk TV’nin yanı sıra Tele 1, Fox TV ve Show TV’ye para ve yayın durdurma cezaları verdi. Halk TV, HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın öykü kitabı Dad’ın tanıtılması nedeniyle beş kez program durdurma cezası aldı.

DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren de RTÜK’ün “keyfi cezalar” verdiğine ve yasaların basın kuruluşlarını kısıtlamaya olanak sağladığına işaret ediyor:

“Üstelik iktidarın elinde internet sitelerini, sosyal medya platformlarını susturabilecek yeni bir yasal düzenleme de bulunuyor artık. Gazeteciler üzerindeki bu baskı, seçimin adilliğini de tartışma konusu yapacak.”

Faruk Eren: Güvenlik güçleri gazetecileri engellemeye çalıştı

Faruk Eren, 6 Şubat depremlerinde gazetecilerin yaşadığı engellemeleri hatırlatıyor:

“Güvenlik güçleri keyfi uygulamalarla gazetecilerin görev yapmasını engellemeye çalıştı. İktidara biat etmiş ya da doğrudan iktidar medyası diyebileceğimiz kuruluşlarda çalışan gazeteciler kollanırken, muhalif ya da bağımsız kurumlarda çalışanların bölgeden haber yapması çeşitli bahanelerle engellenmeye çalışıldı.”

Resmi rakamlara göre 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından 11 ilde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilmişti. Eren, “OHAL mülki amirlere ve güvenlik güçlerine büyük yetkiler sağlıyor. Bu yetkiler genellikle gazetecilere karşı kullanılıyor” diye konuşuyor.

DİSK Basın-İş Genel Başkanı’nın dikkat çektiği bir diğer nokta, güvenlik güçlerinin gazetecilere uyguladığı şiddette yaşanan artış. “Bu artış Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde neredeyse gazetecilik yaptırmama halini almış durumda” diyor.

Müftüoğlu: Kürt seçmeni takip edenler hedefte olacak

Dicle Müftüoğlu, Diyarbakır’da Mezopotamya Ajansı’nda editör olarak çalışıyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Müftüoğlu, Haziran ayında gazetecilere yönelik operasyonda gözaltına alınmış, dört gün sonra serbest bırakılmıştı.

Müftüoğlu, seçimler yaklaşırken basına yönelik baskıların artabileceği endişesini dile getiriyor:

“Seçim süreci bizi ürkütmüyor değil. Benzer operasyonların yaşanma ihtimali yüksek. Geçtiğimiz Haziran ve Ekim aylarında tutuklamalar yaşadık. Tutuklu 16 meslektaşımızın iddianameleri halen hazır değil. Bu tutuklamalar, sahada çalışmalarına engel oluşturan bir hal.”

Dicle Müftüoğlu da seçim sürecinden bahsederken OHAL’e işaret ediyor. Enkaz başında haber takibi yapan gazetecilerin engellemelerle karşılaştığını, basın kartı olmayan bazı gazetecilerin alandan uzaklaştırıldığını, bazılarının ise gözaltına alındığını söylüyor:

“Bu ciddi bir şey. OHAL buna olanak sağlıyor. Yarın seçimle ilgili benzer bir engellemeyle karşılaşmayacağımızın garantisi yok. Kürt seçmenin oyu çok tartışılıyor. Kürt seçmeni takip eden Kürt gazeteciler bu yüzden hedefte olacak, engellenecekler. Bu açıdan zorlu bir süreç.”

Yıldız Yazıcıoğlu: Basın kartı yeterli gelmiyor

Yıldız Yazıcıoğlu ise Ankara merkezli serbest bir gazeteci. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler için “Öyle bir seçime gidiyoruz ki, seçim günü nasıl çekim yapacağız? Çekim yapabilecek miyiz? Bunlar ciddi bir soru işareti” diyor.

Yazıcıoğlu, basın kartının da yeterli görülmediğini, deprem bölgesinde basın kartı olan gazetecilerin dahi engellemelere maruz kaldığını hatırlatıyor:

“Basın kartı taşımanız AK Parti Genel Merkezi’nde seçim takip etmeniz için yeterli olmuyor. İlave olarak Cumhurbaşkanlığı akreditasyonu gerekiyor. Dengeli haber yapmak isteyenler için bu da büyük bir sıkıntı. Zaten soru soranlara karşı aşırı tepkinin gösterildiği bir Türkiye siyaset sahnesi var.”

Yazıcıoğlu, Ocak ayı sonunda MHP lideri Devlet Bahçeli’ye TBMM’de soru sorduğu sırada milletvekillerinin müdahalesine maruz kalmış, Bahçeli’den “İşine bak” yanıtı almıştı.

Erdal Sağlam: Yolsuzluk haberleri engellenebilir

Seçime giderken en az 6 Şubat depremleri kadar ülke gündemini meşgul eden bir konu daha var: Ekonomi.

Ekonomi gazetecileri de son yıllarda iktidarın müdahalelerine maruz kalıyor. Gazeteci Erdal Sağlam, ekonomi alanında yürütülen siyasetin halka olduğu gibi aktarılamamasını seçim açısından kritik buluyor:

“Ekonomi politikası iktidar kazandığı takdirde aynen böyle devam ederse Türkiye’nin çok ağır bir krize girmesi kaçınılmaz. Ama bunu anlatmakta eksik kalıyoruz. Yandaş medyanın büyük ağırlığının olması, ekonomik tablonun gözükmesini engelliyor.”

Ekonomi gazetecisi Sağlam, seçim günü yaklaşırken yolsuzluk dosyalarının ortaya çıkmasının ihtimal dahilinde olduğu ve bu haberlerin önlenmeye çalışılacağı ya da vekil adaylarının yolsuzluk haberlerine erişim engeli getirileceği kanaatinde.

Erdal Sağlam, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın seçim sürecindeki rolüne de dikkat çekiyor:

“İletişim Başkanlığının harcamalarının artıyor olması sosyal medyada büyük manipülasyonlar olacağını gösteriyor. Bundan ekonomi de payını alacak. Gazetecilik olarak çok zor bir dönem olacak.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 2019 yılında 344 milyon 531 bin TL olan bütçesi, 2023’te 1 milyar 600 milyon TL olmuştu.

Otosansür sorunu

Sansür gibi otosansür de basın özgürlüğünün önünde duran en önemli sorunlardan biri. Halk TV Haber Yayın Yönetmeni Babaeker, gazetecilere otosansür dayatıldığını, kendilerinin de bu dayatmaya maruz kaldığını anlatıyor:

“Diyarbakır’da Nevruz yayını vardı. Programa alacağım gazeteci arkadaşımı ‘Aman slogan atılmasın, aman arkanda flama olmasın’ diye uyarmak zorunda kaldım. Halk TV‘siz seçim istiyorlar gibi geliyor bize artık, o yüzden biz de açık kalmaya çalışıyoruz. Ona direniyoruz. Açık kalarak seçime girmeye çalışıyoruz.”

Uluslararası meslek örgütleri de takipte

Sendikaların yanı sıra uluslararası gazetecilik meslek örgütleri de seçim sürecinde basın özgürlüğüne yönelik baskı ve engellemeleri raporluyor. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) bu örgütlerden biri. 

CPJ Türkiye Temsilcisi Özgür Öğret, seçimlerin güvenli bir atmosferde geçmesini temenni ettiklerini ancak iktidar değişimi ihtimalinin gerçekçi bir olasılık haline gelmesi nedeniyle gerginliklerin yaşanabileceği yönünde bir beklenti oluştuğunu dile getiriyor:

“Seçim sonuçları ne olursa olsun, seçim sürecinde ve sonrasında Türkiyeli yetkililer ve diğer herkesin halkın haber alma hakkının temeli olan habercilere müdahaleden imtina edecek demokratik olgunlukta hareket etmesini diliyoruz.”

Öğret, gazetecilik örgütleri olarak her zaman olduğu gibi bu sene de seçim sürecinde gazetecilerin çalışmalarına yönelik müdahaleleri yakından takip edeceklerini ekliyor.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir